Bugün benim doğumgünüm.
Bütün bankalar tek tek doğumgünü mesajları attilar. Kullandığım kredi için ücretsiz ferdi kaza sigortası veren de oldu, bu ay yaptığım alışverişlerde +%5 Vada puan da. Havayolları üyelik kartlarım, spor salonu, sık alışveriş yaptığım markalar... Hepsi tükettiğim için yaşıyor olmamdan dolayı memnunlardı. Kimse sormadı tüketirken ne kadar tükendiğimi...
Birçok dostlar kısa kısa yazdılar doğmuş olmamdan ne kadar mutlu oldukları, iyi ki beni tanıdıklarını. Sağolsunlar... Kimisi doğumgünüm için arayıp kendi dertlerini anlattı. "Hayat işte" dedim.
"Doğmuş olmak hiç yokluktan iyidir." diyordu 15 yıl önce okuduğum Doğmamış Çocuğa Mektup'un yazarı. Bir de "kış varsılların mevsimidir." cümlesini hatırlıyorum o kitaptan. Kaloriferli evlerinde otururken camdan yağan karı izleyen varsıllardı ancak kıştan keyif alanlar... Ben ne yazın doğdum ne kışın. Tam Eylül'de doğdum, hem de ortasında! Bu yüzden ne varsıl oldum ne yoksul. Ne aptal oldum ne dahi. Ne çirkin oldum ne yakışılı. Ne çok iyi olabildim ne de çok kötü. Ne süründüm hayatta ne de yırtabildim. Bu sene yırtmak gibi bir ümidim var YILLARCA YIRTTIĞIM ARKA ORGANIMIN DIŞINDA.
İyi yaşlara...
NOT: Amerika Ikiz Kuleler saldirisi bundan 10 yil once yine bugun ve tam 18. Yasimda olmustur.
17 Aralık 2011 Cumartesi
16 Aralık 2011 Cuma
Çoklu Bilinmeyenlerin İçinde Kaybolacaklarına Bilmemeyi Tercih Edenler Klubü
Ne güzel çocuklardık
Her yeni günü umutla, ne güzel kucaklardık...
Mekan belli. Yılsa o kadar uzak değil.
Ah o metronun dili olsa da konuşsa. Yazlık yerler. Biralar. Ve o aldığımız araba. O arabadaki enteresan CD'ler. Cilet. Aşk. Başkalarının evinde sevişmeler. Üçyol. Şaraplar, biralar. Tazminatlar. Aşık olmalar. Ondan kurtulamamalar. Hiç bu kadar eğlenmemeler. Rock. Polis. Motor. Koli. Bornova. Çek köpeğini. Parmak arası terlik. O yaz hepimizin sevgilisi vardı. Akşamları balık masası. Çeşme.
Ayrılmadan önce muhteşem 3 ay... Sigara. Sigarasızlık. Ayrılık. Kimisi İstanbul, kimisi İspanya, kimisi leyleği nerede görürse... Biri hep orada.
Ayrı düştük. Her bunaldığımda artık dönemeyeceğimi bilsem de özlemeyi bırakamadığım... Beni ayakta tutan, yüzümü güldüren, bazen gözümü dolduran...
Bu klubün üyeleri kendi çapında hipi. Bir çoğu alkolik.
Sevgiler...
2 Aralık 2011 Cuma
YİRMİ-SEKİZ
Yirmisekizini doldurmuş kim varsa etrafınızda, sorun. Doğrulayacaktır. Ben yıllar önce duymuştum bunu. İnsanın en dengeli yaşıymış 28. Aklın ve duygunun en rot-balans durumu...Henüz hayatın anlamını çözememiş olabilirsin ama birçok şey anlam değiştirmiş oluyor bu yaşta. Mesela vaktiyle süründüren aşkın lüzumsuz, kariyerin aldatıcı ve paranın utanç kaynağı da olabileceğini görüyorsun. Ve bu sabah uyandığında Ahmet Kaya söylerken bulursan kendini, penceresiz kaldım anne diye... Geçmiş 27 yıl ile yüzleşmenin olgunluğudur 28. Annenden özür dilemenin vakti gelmiştir.
Bugün Cuma. Herkes haftasonu laubaliliğindeyken nereden çıktı bu trajedi?? Onu da boşver, ko götüne gitsin :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
